AnasayfaTakvimSSSAramaÜye ListesiKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yap
EN SON PAYLAŞILAN KONULAR
Konu Yazan GöndermeTarihi
Perş. Ekim 11, 2012 2:53 pm
Çarş. Ağus. 03, 2011 5:22 am
Paz Tem. 31, 2011 5:04 am
C.tesi Tem. 30, 2011 11:57 pm
Çarş. Şub. 02, 2011 5:45 pm
Ptsi Nis. 13, 2009 10:40 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:34 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:21 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:11 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:03 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:59 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:30 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:27 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:25 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:23 am

Paylaş | 
 

 Dinlerin Sınıflandırılması

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
cüdaa
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 07/02/09

MesajKonu: Dinlerin Sınıflandırılması   Cuma Mart 27, 2009 1:27 pm

Dinler Tarihi her ne kadar araştırma sahası itibariyle XIX. yüzyıldan bu yana müstakil bir hüviyet kazanmışsa da, onun insanlık tarihi kadar eski olduğunu söylemek aşırı bir iddia sayılmamalıdır. Bir diğer açıdan insanlığın dinî hayatını tarihî süreç perspektifinde inceleyen bu disiplin, her geçen gün araştırma ve incelemeleriyle dikkatleri üzerine çekmekte ve ilgi ile izlenmektedir. Çünkü araştırma alanı insanın bu hassas noktasına yani dine yöneliktir. İşte bu disiplinin ele aldığı konulardan biri de dinlerin sınıflandırılması problemidir. Ancak dinlerin sınıflandırılması meselesi öyle görüldüğü veya zannedildiği kadar kolay değildir. Çünkü bu konuda herkesin kabul edebileceği bir kriteri esas almanın imkânsızlığı ortadadır.
İnsanlık tarihi boyunca gelip geçmiş dinlerle, halen yaşayan din ve cereyanların incelenmesi devam ettiği sürece dinleri ilmî ölçülerle tasnif etmek ihtiyacı daima var olacaktır. Böyle bir ihtiyaçla karşı karşıya bulunduğumuza göre (1) bu çalışma nasıl yapılacaktır?
Dinler Tarihi araştırıcıları dinleri "ensabî" ve "eşkâli" olmak üzere iki ana bölümde tasnife tâbi tutmuşlardır. Halbuki tasnif için ensabî ve eşkâlî esaslardan başka dinlerin manevi kıymetleri gibi üçüncü bir esas daha vardır. (2) Dinleri kendi özel hudutları içinde tasnif etmek nisbeten kolaydır. Özellikle ilâhî dinler pek mükemmel surette tasnif olunabilir.
Bazı dinlerin inanç esaslarında, diğer bazılarının da ibadet şekillerinde istisnaî hallerin bulunması, bazılarının gerçekler, diğer bazılarının harikalar üzerine kurulması, bir takımında, dinin hükümlerinin bütün millete şamil olması, diğer bir takımında benzeri hususlar bulunması dinlerin sınıflandırılması problemini oldukça şekillendirmiştir. (3)
Dinlerin sınıflandırılmasında akla ilk gelen Hak ve Batıl şeklindeki ayırım basit gibi görünürse de, böyle bir taksim ilmî açıdan oldukça zordur. (4) Dinleri genel olarak Hak ve Batıl diye ayırmak, dinlerin gerçekleştirmek istediği ahlâkî gayeye daha uygundur. (5) Ayrıca dinleri özel durumları açısından sınıflandırmak da yanlıştır. (6)
1- İlkel Kabilelerde Din
Dinler Tarihi ile ilgili klasik eserlerde genellikle kullanılan "İlkel Dinler" tabiri daha sonraları biraz değiştirilerek "İlkel Kabile Dinleri" şeklini almış bulunmaktadır. (7) Bu terim her ne kadar tartışmaya açık bulunmuyorsa da, primitivenin bazı unsurlarını taşıyan insan topluluklarına günümüz coğrafyasında az da olsa tesadüf edilmektedir. Bu sosyolojik vakıa olarak bilinmektedir.
Her ne kadar "İlkel" teriminin coğrafî, kültürel ve ekonomik boyutunu çizmek tam anlamı ile mümkün değilse de, gelişmiş bir hayat tarzına ulaşamamış, teknolojiyi yakalayamamış, asgari ölçüde hayat standardına kavuşmamış kişi veya topluluklar için bu tabirin kullanılması oldukça yaygındır. O tabir kapsamına giren kişi veya toplumların basit yaşayışlarını binicilik, avcılık ve belli başlı birkaç ürünü yetiştirmekten ileri gidemeyen üretimlerini, bize intikal eden tarihî ve sosyolojik eserlerden öğrenmekteyiz.
Günümüz coğrafyasının genel yapısı içerisinde Avustralya, (8) Afrika, Pasifik Okyanus Adaları, Brezilya ve Cava'da küçük topluluklar halinde ilkel kabile yaşayışını sürdüren toplumların mevcudiyetinden bahsedilmektedir. Yaşayış ve geçim tarzlarının ilkelliğinden (primitiv) dolayı bazı batılı sosyologlarca barbar, vahşi, hatta putperest olarak nitelendirilen bu toplumların gerçek dinî yapıları tam olarak aydınlığa kavuşturulmuş değildir. Nisbeten Afrika'da yaşayan çeşitli toplumlar üzerinde yapılan araştırmalar onların genellikle Fetişist, Animist, Naturist ve Paganist dinî cereyanlarla daha yakın bir ilişki içinde olduklarını ortaya koymuştur. Bu kategoriye giren kişi veya toplumlardan ilâhî din davetçisi ile karşılaşanlarının hidayete erenleri pek tabii ki bulunmuştur. Günümüz dünyasında hâlâ XVI. yüzyıl hayat şartlarını, inanç örf ve adetlerini hiç değiştirmeden sürdüren Amish'ler Amerika Birleşik Devletleri'nin Pen-silvanya eyaleti Lancester şehrinde yaşamaktadır. Kilise Amish'lerin bütün hayatını düzenlemekte, çocukların dinî eğitimini kilise ile aile ortaklaşa yürütmektedir.(9)
İlkel kabile yaşamı ile ilgili bir diğer çarpıcı örnek Karaip Adaları'nda gözlenmiştir. Burada yaşayan Dumai Kabilesi Hristiyanlık'la Animizm'i karıştırarak "Vudu" adı verilen yeni bir inanç sistemi ortaya koymuşlardır. Bunlar büyü ve sihir ile meşguldürler. (10)
2- Putperestlik ve Haniflik
Farsça "büt" kelimesinden gelen putperestlik, doğrudan doğruya kendisine ibadet veya bir mükaddesliği temsil etmek üzere "pişmiş toprak, taş, tahta, maden vb. yapılmış heykel veya aynı maksatla yapılmış resim, kabartma ve oymalar" anlamına gelir.
Tarihin hemen bütün dönemlerinde ve dünyanın her bölgesinde çeşitli putlara rastlanmıştır. Bu bakımdan putatapıcılık insanla birlikte varolmuş ve onunla birlikte gelişmiştir. Putlar "ilâh" veya "ilahe" (büyük yaratıcı güç)'yi temsil etmek üzere yapılmış sembollerdir. Çeşitli maddelerden put yapıldığı gibi, özel düzen ve tertiplerle hareket ettirilebilen, ses çıkartan, ateş püskürten putlar da yapılmıştır. İnsan eseri olan putların karakteristik özelliği cansız, hareketsiz ve sessiz oluşlarıdır. Putlara tapanların da en az onların bu özelliklerini bilmiş olmaları gerekir. (11)
Tarih incelendiğinde görülmüştür ki, insanlar mabud anlamında yalnız resim ve heykellere tapmakla yetinmemişler, çevrelerinde gördükleri canlı cansız her çeşit varlığa ve kuvvete tapmışlardır. İlâhî tebliğle tevhid inancına erememiş bu insanlar, hayvan, ağaç, koruluk, dağ (Japonya'nın sembolü olan Fuji Yama, Eski Yunan Olimpos) ateş, rüzgâr, ay, güneş, yıldızlar vb. tapınma konusu yapmışlardır. Bunların dışında yine insanların, Nemrut ve Firavun gibi gerçek şahıslar, Buda ve Konfüçyüs gibi gerçek kişilerin heykellerine taptıkları da olmuştur.
İslâm, tapınmayı yalnız Allah'a hasretmiş, O'nun dışında bir varlığa ibadeti şiddetle yasaklamıştır. (12) İslâm ibadet esnasında kulun Allah'ına vasıtasız ulaşmasını temel almış yegâne ilâh olarak Allah'ı göstermiştir. İslâm, madde, mekân, insan ve eşyaya kutsiyet izafesine de karşıdır. Olgun iman sahiplerine göre Allah ve peygamber sevgisinin önüne geçen, dinî icap ve inançların ihmâline sebep olan bütün sevgi, bağlılık ve düşkünlükler puttur. İmanının kemaline aykırı bu tür bağlılıklar da putperestliktir. Kur'an-ı Kerim ve hadis-i şerifler bu hususta gerçek inanç sahiplerini uyarmıştır.
Maddeden her tür putu iptal eden İslâm, maddî olmayan cinsten beşer zaaf ve ihtiraslarına karşı da olağanüstü hassastır. Müslüman hiçbir şeyi Allah'ı sever gibi sevmeyecek, ancak Allah'a karşı gösterilmesi caiz olan hürmeti başka şeye karşı göstermeyecektir. Yunus Emre "Yaratılmışı severiz Yaradan'dan ötürü" derken bu ölçüyü dile getirmiştir.
Her çağdan daha büyük imkânlara sahip olan ve semavî dinleri taklit eden çağdaş putperestlik, puta tapıcılığın en sinsi, en masum ve en tehlikeli bir türünü teşkil etmektedir. (13)
Hz. İdris'ten sonra, insanları irşadla görevli âlimler teker teker ölünce, bu ayrılıktan üzülenler onların çizdikleri resimleri evlerine asmışlar belli yerlere diktikleri heykellerin etrafında dolaşmaya başlayarak halk tabakasına "Sakın taptıklarınızı bırakmayın; hele Ved'ten, Suvaa'dan, Yegustan, Yeuk'tan ve Nesr'den zinhar vazgeçmeyin demişlerdir. (14) Allah'ı bırakıp putlara tapmaya başlayan bu insanlara Cenab-ı Hak Hz. Nuh'u göndermiştir. Putatapıcılığı, tevhid inancında dinî hayatın ilk basamağı sayan materyalist sosyologların bayatlamış görüşlerine artık günümüzde itibar eden pek kalmamıştır. (15) Çünkü insanlığın başlangıcında tevhid inancından önce putperestliğin varlığından söz etmek, Dinler Tarihi'ni de, insanlık tarihini de iyice bilmemek demektir.
İslâm Dini'ne sımsıkı bağlı bulunan kimse anlamına gelen "hanif' kelimesi cahiliyye devrinde doğru yolda olanlar Hz. İbrahim dini üzere sünnete uyan ve "Beyt"i haccedenler hakkında kullanılırdı. İslâmiyet geldikten sonra ise hanif kelimesi, namazda kıbleye yönelen, bütün peygamberlere inanan, Allah'ın birliğine şahadet eden anne, kız, teyze ve hala gibi yakınlarıyla nikâhlanmayı ve Allah'ın haram saydığı şeyleri haram sayan ve sünnet olan kimselere ad olmuştur. (16) Kısaca hanif, "Yalnız bir Allah'a inanan, O'na ibadet eden İslâm'a sımsıkı bağlı bulunan kişidir."
Hanif kelimesi Kur'an-ı Kerim'de çoğunlukla Hz. İbrahim'in ismiyle birlikte zikredilir. (17) Hanif kelimesini kendi anlayışları doğrultusunda yorumlayan batılı İslâmiyatçılar ona müslümanlardan farklı anlam vermişler, Welhausen vb. kelimenin "Hristiyan zahidi" manasına geldiğini iddia etmişlerdir. Bir hadis-i şeriften anlaşıldığına göre Hanifliği müş-riklik, Yahudilik ve Hristiyanhk dışında mütalâa etmek gerekmektedir.
3- Vahye Göre Dinler
Bir fikrin veya emrin Allah tarafından peygamberlere bildirilmesi demek olan vahiy ve o esasa dayanan dinler öncelikle Allah'a, peygambere ve kitaplara imanı emreder. Bunun aksi olan ve vahye dayanmayan dinler ise, insanın yukarıda sayılan ana umdelere imanını esas almayan öğretilerdir. Yahudilik, Hristiyanlık ve Müslümanlığı içine alan vahiy dinlerini Sami ırkla bağlantılı olarak açıklamak bazı araştırıcılara göre daha uygundur. Bundan dolayı bu görüşte olanlar, vahye dayamayan dinlerin Sami ırkla bir ilgisinin bulunmadığını iddia ederler.(18) Dinler Tarihçileri, genellikle vahye dayanan dinlerle vahye dayanmayan dinlerin özelliklerini tesbitten sonra aralarındaki farklılıklara dikkat çekmişlerdir:
1- Vahiy eseri olan dinler tevhid kavramına dayanır. Vahye dayanmayan dinler Tanrı kavramından mahrumdur.
2- Vahye dayanan dinlerde peygamberlere iman gereklidir.
3- Vahiy eseri olan dinlerde ilâhî bir kitaba iman şarttır.
4- Vahye dayanan bütün dinler Ortadoğu'dan çıkmıştır.
5- Tarihî olarak vahye dayanan dinler Sami ırkın etkisi altındaki bölgelerde zuhur etmiş, daha sonra o etki alanı dışına yayılmıştır.
6- Gerek talimleri, gerek tarihî gelenekleri açısından vahye dayanan dinler misyonerli dinler olarak kabul edilmiştir.
7- Vahiy mahsulü olan dinlerin talimleri gayet net ve açıktır.
8- Vahiy dinleri dünya ve ahiret saadetini sağlayan prensipler getirmiştir.
9- Vahye dayanan dinlerde aklın ve mantığın kabul etmeyeceği herhangi bir husus yoktur.
4- İslâm Bilginlerine Göre Dinler
Dinleri sınıflandırma konusunda Müslüman Dinler Tarihçileri, dinlerin manevî kıymetlerini temel alarak bir sınıflandırma yapmışlardır. (19) Bu esasa göre dinler;
1- Hak dinler,
2- Batıl dinler olmak üzere iki büyük kısma ayrılabilir.
Dinlerin manevî kıymetlerini esas alan bu tür bir sınıflandırmada hem ahlâkî, hem de hükmî bir mahiyet söz konusudur. Ahlâkî fazilet, Allah'a ibadet ve adaleti emreden dinler Hak Dinler, bu vasıflardan mahrum olan dinler de Batıl Dinler'i oluşturmaktadır. (20) Ancak bazı Dinler Tarihçileri böyle bir sınıflandırmanın ilmî, yani bütün dinleri münasebet ve bağlılarına göre ayırmaya yarayacak bir çalışma olamayacağı görüşündedirler. (21)
Dinlerin sınıflandırılmasına ışık tutmak bakımından: "O iman edenler, O Yahudiler, O Sabiiler, O Hristiyanlar, O Mecusiler, O Allah'a eş koşanlar yok mu, Allah kıyamet günü bunların aralarını mutlaka ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir" (22) ayeti önemle belirtilmelidir. Görüldüğü üzere bu ayet-i kerimede altı adet din zikredilmekte, bunlardan birincisinin iman ehli olduğu vurgulanmaktadır.
Yukarıda mealini verdiğimiz ayette geçen Mecusiler ve şirk koşanlar (23) bir mabut tanıdıklarını iddia etmektedirler. Yine ayette geçen Sabiilerden maksat da Hristiyanlar gibi açıkça şirk iddiasında bulunmayanlardır. (24)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
cüdaa
Yeni Üye
Yeni Üye
avatar

Mesaj Sayısı : 32
Kayıt tarihi : 07/02/09

MesajKonu: Geri: Dinlerin Sınıflandırılması   Cuma Mart 27, 2009 1:28 pm

5- Diğer Bazı Sınıflandırmalar
Dinler Tarihi sahasında çalışma yapan araştırıcılardan bazıları, yukarıdaki tasnifler dışında da dinleri ayırıma tâbi tutmuşlardır. Bunlardan ırkî ve coğrafî sınıflandırmayı esas alanlara göre dinler:
1- Sami, 2- Ari, 3- Moğol dinleri olmak üzere üçe ayrılır.
1- Sami Dinler (Musevilik, Hristiyanlık, Müslümanlık).
2- Ari Dinler (Hindu, Jain, Zerdüşt ve Sıkh Dinleri). Bazı araştırıcılara göre Budizm de bu gruba dahildir.
3- Moğol Dinleri (Konfüçyüs, Tao, Ecdatperestlik, Şinto Dinleri).
6- Bazı Araştırıcılara Göre Dinler
1- İlkel, 2- Millî, 3- İlâhî Dinler olmak üzere üç grupta incelenebilir. Bu taksimin birinci ve üçüncü şıklarındaki dinler hakkında kitabımızın ilgili bölümlerinde bilgi verilmiştir. Millî Dinlere gelince, ana hatlarıyla belirtmek gerekirse o, bir topluluk veya bir millete ait dinin adıdır. Millî dinlerin ortak yönü, insanların kurtuluş ve saadeti için bağlılarına aynı ilkeleri telkin etmeleridir. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de varlığını koruyan Yahudilik ilâhî dinlerden iken muharref hale gelmiş son dönem Dinler Tarihçilerinin tasniflerinde ise Millî din niteliğine bürünmüştür.
7- Batılı Bazı Dinler Tarihçilerine Göre Dinler
1- Tabiî Dinler,
2- Ahlâkî dinler olarak şu şekilde de sınıflandırmışlardır;
1- Tabiî Din, 2- Ahlâkî Din, 3- Mutavassıt Din, 4- Kurtuluş Dini, 5- Hakiki Kurtuluş Dini, 6- Ahlâkî Dine Dönüş
Bir başka tasnif de şöyledir;
1- Tabiî Dinler, 2- Ruhanî Bir Şahsiyet Üzerine Kurulan Dinler, 3- Mutlak Dinler.


(1) Bazı araştırıcılar dinleri, konuşulan dillere göre sınıflandırmışlar. Sami dillerini konuşan milletlerin dinlerini bir grup, Turan dillerini konuşan milletlerin dinlerini de başka bir grup saymışlardır.
(2) M. Şemseddin, (1883-1961) Tarih-i Edyan, İst., 1338, s. 34.
(3) Esad, a.g.e., s. 109
(4) Bazı sosyal bilimlere göre Dinler Tarihi'nin, dinleri Hak ve Batıl olmak üzere tavsif ve sınıflandırmaya yetkisi yoktur.
(5) Ancak bu metodun tamamen ilmî bir kriter taşımadığı, bütün dinleri birbirinden ayırmaya kâfi gelmeyeceği de bir gerçektir.
(6) Mehmet Taplamacıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ank., 1966, s. 42.
(7) Günümüz sosyologlarından bazıları etnolojinin gelişmesiyle bu topluluklar hakkında "yazısı olmayan halklar" ve "tabiat halkları" terimlerini kullanmaktadırlar.
(8) Avustralya'm kuzey bölgesinde Aruhem ormanlarında yaşayan bir kabile halen ilk çağ dönemini yaşamakta çiğ et yiyerek ateşe tapmaktadırlar. Mağaralarda yaşayan bu Sabah Yıldızı kabilesi mensupları 1920 yılından beri bölgeye gönderilen misyonerlere de" ilgi göstermemektedirler. (Sabah Gazetesi, 7 Kasım 1993)
(9) Zaman Gazetesi, 14 Aralık 1993.
(10) Tercüman Gazetesi, 5 Mayıs 1992.
(11) Peygamberler içinde putatapıcılıkla savaşanların başında Hz. İbrahim gelir. O'nun putperestlikle mücadelesi konusunda bkz. Enbiyâ, 51-69. Hz. ibrahim kavmiyle tartışması sonunda bir fırsatını bularak onların bütün putlarını kırmış, yalnız en büyüğüne dokunmamıştır.
(12) İslâm'a göre Allah, herhangi bir şekil veya herhangi bir sembolle temsil edilemez. Çünkü Allah şekil, zaman ve mekândan münezzehtir.
(13) Yeni Türk Ansiklopedisi, İst, 1984, VIII, 3150.
(14) Nuh, 23. Bu ayetteki isimler, onlann taptıkları en önemli putların adlarıdır. Bazı müfessirlere göre yeryüzünde Allah'ı unutup heykellere (put) tapma âdeti ilk olarak bu şekilde başlamıştır. (Mehmet Vehbi, Hülâsatü'l -Beyan fi Tefsiri'l-Kur'an, İst., 1340, XV, 6168)
(15) Ancak putperestlik ve tektanrı inancının devamlı olarak birbiriyle mücadele halinde olduğunu vurgulamak lâzımdır.
(16) Rağıb el-İsfehani, el-Müfredat, (tah.M. Seyyid Keylani) Mısır, 1961, s.131-132; İsmail Cerrahoğlu, Kur'an-ı Kerim ve Hanifler, (Ank. Ün. İlâh. Fak. Derg., 1963, XI, 89).
(17) Bkz. Bakara, 135, Âl-i İmrân, 67; Nisa, 125; En'âm,161; Nahl,120-123. Bu ayetlerde geçen "hanif genellikle batıl ve sapık inaçlardan kurtularak Hz. İbrahim'in dinine bağlı kimseler için kullanılmıştır. (Alusi, Ruhu'l-Meani, V,154) Kur'an-ı Kerim'de "hanif" kelimesinin geçtiği ayetler için ayrıcı bkz. Bakara, 105; Âl-i İmrân, 95; Nisa, 125; En'âm,79; Yûnus, 105; Hac, 31; Rûm, 30; Beyyine,5.
(18) A. Abdullah Masdusî, Yaşayan Dünya Dinleri, (çev.A.Asrar) İst.1981,s.21.
(19) Dinlerin sınıflandırılmasında "Ensabî" ve "Eşkâlî" esaslar üzerinde durulduğu takdirde onların manevî değerleri pek fazla nazar-ı itibara alınmamaktadır.
(20) Müslüman Dinler Tarihi bilginleri, Hak Dinler'e "milel" Batıl Dinler'e "nihai" adını vermişlerdir. Şehristani ve Ibni Hazm'a dayanan bu tasnifler görünüşte farklı gibi algılanıyorsa da sonuç itibariyle biri diğerinin aynıdır.
(21) M. Şemseddin, a.g.e.,s.35.
(22) Hac,17. Dinlerin sınıflandırılmasıyla ilgili olarak ayrıca bkz. Bakara, 62; Mâide,69.
(23) Bu ayet-i kerimede "şirk koşanlar"dan maksat, Arabistan ve bütün diğer memleketlerdeki müşriklerdir.
(24) Hak Dini Kur'an Dili, IV, 3390. Sabiiler hakkında yeterli bilgi "Günümüzdeki Bazı Küçük Dinî Gruplar" bölümünde verilecektir.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Dinlerin Sınıflandırılması
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Taşların Sınıflandırılması

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
iLahiyat Forummum :: DİNLER TARİHİ :: İlahiyat Forummum |Diğer Dinler|-
Buraya geçin:  
EN SON PAYLAŞILAN KONULAR
Konu Yazan GöndermeTarihi
Perş. Ekim 11, 2012 2:53 pm
Çarş. Ağus. 03, 2011 5:22 am
Paz Tem. 31, 2011 5:04 am
C.tesi Tem. 30, 2011 11:57 pm
Çarş. Şub. 02, 2011 5:45 pm
Ptsi Nis. 13, 2009 10:40 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:34 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:21 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:11 am
Ptsi Nis. 13, 2009 10:03 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:59 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:30 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:27 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:25 am
Ptsi Nis. 13, 2009 9:23 am
nursungurnur@hotmail.com
Powered by phpBB © phpBB Group
Copyright © 2007 By Admin Tomurcuk & Administrator
©PhPBB
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Yetkinblog.com